Neyim var, neden ben böyleyim…
 “Tam içinde yaşarken, hayatınızın bir hikâye olduğunu fark etmeniz, onu hakkıyla yaşamanıza yardımcı olabilir. Gerçi, hayatınızın nasıl süreceğini veya nasıl biteceğini bildiğinizi düşünmeniz akıllıca olmaz. Bu ancak bittiğinde öğrenilebilecek bir şeydir.”
Ursula K.  LeGuin, Marifetler
Psikiyatr olan eğitmen sanki marifetmiş gibi anlatıyordu; “Psikolog arkadaşlar, teşhis koymayın buna yasal olarak hakkınız yok.”  Teşhis koyma marifet olarak addedilmiş ve doktorlara ayrılmış, yani psikoloji alanında psikiyatrilere. Şüphesiz bunun binbir gece masalları gibi binbir geçerli nedeni olabilir. Gerçekte sadece medikal iktidarın ve psikoloji alanında medikal yaklaşımın güç kaygısından başka bir şeye dayanmadığına inandırmaya çalışsam da kendimi, nafile, inanamıyorum. Milyarlarca lira söz konusu olduğunda bilimin pabucunun dama atıldığı bilindiktir. Asıl sorun teşhisi kimim koyduğu değil, teşhisin çok bir şeye yaramaması da değil, bizim zihnimizin içine sıkışıp kaldığımızda çarenin, teşhis (diyagnostik) olduğunu sanmamız.
Psikiyatrinin ve psikopatolojinin dayandığı medikal (tıbbi) model, belirli etiyolojilere (nedenlere) dayalı, “hastalıklar”, “bozukluklar” olarak gördüğü bir dizi belirtiler (semptom) için özgün (spesifik) tedaviler geliştirmeyi amaçlamıştır. Psikiyatrinin ana kılavuzları olan DSM ve ICD (Uluslararası Hastalık Sınıflandırma Sistemleri), çeşitli psikolojik bozukluklarının etijolojik (nedensel) bir açıklamasını getirmedi. Hala tam olarak psikolojik bozuklukların nedeni bilinmiyor ve her biri için özgün tıbbi bir tedaviye sahip değiliz. Bu şu demektir; hiçbir psikolojik düzensizlik “hastalık” olarak adlandırılma ölçütlerini karşılamıyor.
Teşhis, diagnostik denilen şey ise “şaka gibi” bir şeydir. Psikiyatrik sınıflamalar tamamı ile totolojiktir; yani sadece bir ve aynı şeyi iki kez söylemekten ibarettir. Diyelim ki Psikiyatre gittik ve depresyon teşhisi aldık. Psikiyatr, 2 dakikada bize depresyonda olduğumuzu söyledi çünkü “biz ona sabahları yataktan çıkamıyorum, hiçbir şeyden zevk alamıyorum” dedik, psikiyatr da teşhis ile yani “depresyon” diyerek; “ siz sabahları yataktan çıkamıyorsunuz ve hiç bir şeyden zevk alamıyorsunuz” demiş oldu. Diagnostik, belirtilerin sınıflandırılmasıdır; üstelik aynı belirtiler birçok “bozukluk” içerisinde sınıflandırılabilir. Bu durum “ Uzmanlar” arasında, o belirtiler aslında , o hastalığa değil aslında bu hastalığa aittir tartışmalarına yol açar genellikle. Uzmanlar, “bir kez ayakkabı fırçasını memeli hayvanlar sınıfına koyduktan sonra ondan süt vermesini beklerler.”
Biz sıradan ölümlü insanlar için sorun, bu teşhis (diagnostik) hikayesinin zihnimizdeki resmidir. Bizi, davranışlarımızı idare eden “depresyon” diye bir şeyin gerçekte var olduğunu sanırız. Oysa depresyon denilen şey bir grup davranışa verilen bir isimdir.