KOVID-19 Evrensel Salgınına İlişkin Endişe

Umarım bu yazımda akıl hocalığı küstahlığına düşmeden salgın tecrübesini içinde neler yapılabileceğini dile getirebilirim. Aşığa da sunulan yaklaşım şüphesiz ki benim özgün düşüncelerim değil. Yararlanabileceğim her şeyden ve herkesten yararlandım. *

“Evden çıkmak istemeyen, zar zor yürüyen dedem kahveye gitmek istedi” diye anlatıyordu bir arkadaşım. Hapsedilme şüphesiz herkes için zor. Bazen içinde bulunduğumuz bağlam duygusal kapasitemizin sınırlarını aşar. Hayatımızın önemli bir şekilde dengesinin bozulduğu ve bu dengeyi yeniden inşa etmemiz gereken son derece ağır koşullarda poliyanacılık geçici bir süre işe yarasa da sonunda iflas eder. Bu durumda duygusal uyuşma (küntleşme), kopukluk ve yönsüz, motivasyonsuz davranış yaşantımıza hâkim hale gelebilir.

İçinde bulunduğumuz bağlamda nasıl davranacağımızı anlayabilmek için bize temel olarak sorun teşkil eden şeyin ne olduğunu anlamak önemlidir. Bağlama ilişkin derdimizin ne olduğunu anlamak, bir anlamda bağlamın ne olduğunu anlamamız demektir. Bu çözmemiz gereken şeyin ne olduğuna dair bir aydınlık getirir. Esas soru, bize dert olanın ve çözmemiz gereken şeyin işlenebilirliğidir.

İşlenebilirlik, bir şeyi yapmaya ya da değiştirmeye ne derece müktedir olduğumuzdur. Bir şey üzerinde herhangi bir kontrolümüz yok ise, şöyle ya da böyle davranarak onu değiştirmeye müktedir değilsek o şeyin bizim için işlenebilirliği yok diyebiliriz.

Karşı karşıya olduğumuz salgın, tehlikeli gözüküyor, belirsizlikle dolu ve bireysel düzeyde büyük oranda kontrolümüzün dışında, doğaldır ki işin içinden nasıl çıkabileceğimizi öngörmeye çalışıyoruz. Bu doğamızda var. Bu sayede bir tür olarak hayatta kaldık. Gelecekte, bize ya da sevdiklerimize, toplumumuza, ülkemize, dünyamıza neler olabileceğini, bu salgının ne zaman biteceğini bir kez düşlemeye başlayınca işe yaramaz bir düşünce sarmalı içinde kaybolmamız tamamen mümkün ve gerçekten kontrolümüzde olmayan şeylere ne kadar odaklanırsak, o kadar vesveselenebiliriz.

Bu vesvese kendisiyle birlikte huzursuzluk, uykusuzluk, dehşet hissi, gergin kaslar, sinirlilik gibi güçlü semptomlar getirir. Kaygı yanıtı şu an ve burada olmayan sorulara, şimdi hemen, cevap bulmaya çalışır. Ne yazık ki, belirsiz, ne olduğunu bilmediğimiz bir tehdidi hemen bertaraf etmemiz de anlamamız da mümkün değil.  Salgın uzmanları da dahil herkesi zorlayan KOVID19-pandemisinin karmaşıklığı, normal mücadele veya kaçma taktikleri ile yenilebilecek bir şey olmadığına da işaret etmektedir. Olasıdır ki çok uzun süre belirsizlikle kalacağız. Dünya Sağlık Örgütünün önerilerini takip etmenin dışında, virüsün seyrini değiştirmek için yapabileceğimiz çok az şey var.

Kaygı bize hâkim olunca doğal tepkimiz sadece tehditten kaçmak değildir. Bazen de tehdide koşarız. Yanaşmak ya da uzaklaşmak genel olarak insan davranışlarının normal ve temel iki biçimidir. İçinde bulunduğumuz durumu havadaki bir fırtınaya benzetmek ve tutunacak bir yerler aramak, içimizde gittikçe büyüyebilecek olan vesvese canavarı ile boğuşmak, onunla nasıl baş edebileceğimizi bulmaya çalışmak, içsel duygusal tecrübelerimizden/yaşantılarımızdan yani içerdeki fırtınadan kurtarmaya çalışmak, (ne yazık ki psikoloji biliminin tam aksini söylemesine rağmen bunu satmaya çalışan çok kişi var), bizi sadece daha yorgun ve umutsuz düşürecek bir boşa kürek çekmektir. 

Virüsü, dünya ekonomisini, hükümetin bu krizi nasıl yönettiğini ve komşunuzun nasıl davranacağını kontrol edemeyiz ve hatta neler düşünüp neler hissedeceğimizi kontrol edemeyiz. Bütün bunlar işlenebilir değillerdir. İşin içinden çıkmanın yolu işin içinden geçmektir ve işin içinden geçerken, işleyebileceğimiz, kontrolümüzde olan şeylere yönelmektir. Şimdi ve olduğunuz yerde, doğrudan yapabileceğimiz şeyler, müktedir olduğumuz şeyler gerçekten önemli olan ve hatta hayati şeylerdir.

Endişemize davetsiz misafir muamelesi yapmaktan ziyade merhametli ve misafirperver davranırsak, gelecek haftalardaki belirsizlikte daha yaygın bir esenlik hissi yaşamamız mümkündür.

* Kognitif ve Davranış Terapilerinin “Üçüncü Dalga”sı olarak adlandırılan psikoterapi yaklaşımları ve özellikle Adanmışlık ve Kabul Terapisinin (Acceptance and Commitment Therapy-ACT)’den yararlandım. Bkz. contextualscience.org

[Devamı “ KOVID-19 Evrensel Salgınına İlişkin Endişeli Bir Kılavuz” başlığı altında gelecek]