Yeni tip Koronavirüs (Covid-19) evrensel salgını, insan olarak en önemli becerimizin yani bilinçli olmanın ne kadar hayati bir önem taşıdığını yeniden ortaya çıkardı. Bilinçlilik, kasti ya da gayri ihtiyarı her an çevremizin farkında olmayı, analiz etmeyi, içimizde ve dışımızda oluşup sürüp gidenleri değerlendirmeyi, henüz oluşmamışları öngörmeyi, varsaymayı, geçip gitmişleri sanki şu an ve burada imiş gibi tahayyül edebilmeyi içeren bir beceridir.

Bu bilinçlilik yetisi her ne kadar bilgi sahibi olmakla ilişkilendirilse de bilgili olmak değildir. Hayatımızı idame ettirmek (sürdürmek) için çok kıymet verdiğimiz bilgi hiçbir zaman bunun için yeterli değildir. Felaket durumlarında açıkçası işimize yaramaz çünkü felaket bilemediğimiz, öngöremediğimiz, varsayamadığımız bir şeydir.

Koronavirüs üzerine bol bol açıklama yapan bilim insanlarının büyük bir bölümü kendi kişisel inanışlarını yöntem, deney ve gözleme dayalıymış gibi sunmak cehaletine düşmüşlerdir. Söylenenlerin önemli bir kısmı verinin ötesindedir yani basit edebi bile olmayan söylencelerdir. Ekonomik, politik geçerli kaygılardan kaynaklanan sahnedeki iyimserlik oyunu, insanlara moral vermekten ziyade vesveselerini artırmaktadır.

Virüse ilişkin sezgilerimizi aklımızla susturmaya çalışıyoruz ve aklımız her zaman, ne yazık ki, dostumuz değil. Kimimiz mucizevi bir çözüm beklentisi içindeyiz. Aşı bulunacak ilaç bulunacak, falan da filan. Kimimiz de kahince laflar etme yeteneğimizi geliştiriyoruz; “Hiç bir şey eskisi gibi olmayacak”, filan da falan. Kimimiz umutla ya da umutsuzlukla dünyanın sonunu bekliyoruz.

Bir de savaş edebiyatı tutkunları var. Gerçek şu ki mecazi anlamda bile savaşta değiliz sadece hayattayız ve hayat mücadeledir. Üstelik savaş nahoş bir metafor. Yeryüzünde savaşlar hiçbir virüsün yol açamayacağı kadar kayba ve acıya neden oldu.

Bir de fırsat tutkunları, iyimser insanlar, pandemiden nasıl para kazanabilecekleri düşüncesinin peşinde koşanlar.

Her nasıl olursak olalım, bir geleceğin olduğunu varsaymamız gerekiyor. Geleceğe iyimser ya da kötümser bakabiliriz.

İyimser der ki: Bu da geçer, her şey yerli yerine oturur, su akar yolunu bulur.

Kötümser der ki: Bu geçse de bir öteki başlar.

İyimser der ki: Her şeyin bir çözümü bulunur.

Kötümser der ki: Bulunan çözümün doğruluğunu ancak iş işten geçtikten sonra anlayabilirsin.

İyimser “joker”i bulunca oyunu kazanmış kabul eder.

Kötümser, bütün kartlar oynanmadığı sürece oyunun bitmediğine inanır.

Kötümserlik, naif karamsarlıktan farklı olarak cesaret ister. Cesurca korkuları, kaygıları ve bilinmezliği kucaklamayı içerir. Korona ne ilk ne de son virüs. Kötümser olma cesaretini gösterirsek, sadece Koronavirüs’e karşı değil, başka yükselip gelebilecek bir salgına karşı, kendilerini evrimin doruğunda yeryüzünün sahibi olarak gören ilginç ve bilinçli yaratıklar olarak biz insanların neler yapabileceğini belki görebiliriz.

Bir Cevap Yazın